Yalçın Küçük, diyor ki:
“Esat (Paşa), anılarında, (Mustafa) Kemal’in Kurmay Başkanı Yüzbaşı İzzettin’in (Çalışlar), 1919 başında, Harp Tarihi dergisindeki yazısından bir paragraf aktarmayı gerekli görüyor ve ben de buraya alıyorum: ‘Bir aralık topçu tabur komutanı Binbaşı Nafiz ve batarya komutanı Teğmen Fethi ile batarya gözetleme yerinde -ki burası açık bir toprak çukuruydu- dururken, önümüzde patlayan bir gemi mermisinin dip tablası benimle Teğmen Fethi’nin omuzları arasından geçerek önümüze düştü.’ Böylece bir şarapnel parçası Türkiye tarihine girmiş oluyor.”
Yalçın Küçük, buraya bir dipnot işareti koyarak, şu açıklamayı yapıyor:
“Kemal Paşa, daha sonra, 1918 yılında, Gelibolu’yu Ruşen Eşref’e anlatırken, denizden açılan top ateşinden söz ediyor ve tam bu sırada yaveri Yüzbaşı Cevat (Gürer), söze karışarak, ‘bu şarapnel misketlerinden bir tanesi de Paşaʼnın göğsünü okşamıştır’ diyor. Bir cep saatinin paşanın yaşamını kurtarması, işte bu şarapnel nedeniyle oluyor…”
Küçük, şöyle devam ediyor:
“Daha sonra böyle onurlu bir şarapnelin, Yüzbaşı İzzettin’in anıları arasında kalmasına bazılarının gönlü elvermiyor.”[1]
Küçük, Mustafa Kemal’in göğsüne çarpan şarapnel olayının sonradan uydurulduğunu söylemeye çalışıyor.
Oysa kendi de belirtmiş, Yüzbaşı İzzettin (Çalışlar)’in yazısı 1919’da yayınlanmış, Mustafa Kemal ve Cevat Abbas (Gürer) ise, bu olayı Ruşen Eşref (Ünaydın)ʼe bu yazıdan 1 yıl önce, 1918 yılının Martʼında anlatmışlardır.[2] Yalçın Küçük, yılların sırasını bile dikkate almıyor.
Yavuz Bahadıroğlu ise, şöyle diyor:
“Gazi olmak, savaşta yaralanmak anlamına geliyorsa, Atatürk hiçbir savaşta hiçbir yerinden yaralanmadı. Gerçi Çanakkale Savaşları sırasında göğsüne gelen bir kurşunun saatini parçaladığını kendisi anlatıyor, ama bu olayın belgesine rastlanmamıştır. Bu durumda herkes kendince yorumlamakta özgürdür. Tarihçi de ‘yokʼ farz etmekte mazurdur!”
Bahadıroğlu, Mustafa Kemal’in ağzından şarapnel olayını aktarıyor, sonra şu yargıda bulunuyor:
“Neyse: Ortada ‘delilʼ olmadığına göre, bu sadece bir ‘iddiaʼdır. Tarih iddialar üzerinden değil, belgeler üzerinden yazılır.”[3]
Bahadıroğlu, “göğsüne gelen bir kurşunun saatini parçaladığını kendisi anlatıyor” diyor, ama yine de Mustafa Kemalʼin kendi anlatımını “delil” olarak saymıyor.
Bahadıroğlu bilmiyor ama Mustafa Kemal’in göğsüne gelen bir kurşunun saatini parçaladığına tanık olan yerli ve yabancı tanıklar var, ileride göreceğiz.
Son olarak Ahmet Anapalıʼnın bu konuda yazdıklarına bakalım, Anapalı şöyle diyor:
“Türkiye’de bir saat efsanesidir sürer gider. Atatürk’ün hayatını Çanakkale’de bir köstekli saat kurtarmıştır. Herkes bilir ve dilden dile gezdirir. Ama kimse bu saatin nerede olduğunu merak etmez. Sahi Atatürk’ün hayatını kurtaran bu saat nerede?”
Anapalı, Mustafa Kemal’in ağzından şarapnel olayını aktarıyor, sonra diyor ki:
“Yani bu konuda tek şahit kendisi ve sus dediği askeri Yarbay Servet Bey. Servet Bey bu konu ile ilgili öyle susmuş ki hayat boyu bu konuda tek kelime etmemiş. Yani tek şahidimiz paşanın yine kendisi. Ama bu konuda en ufak bir belge ya da görgü şahidi yoktur. Düşünün komutan tam göğsünden vuruluyor. Üstelik tam hücum esnasında ama hemen arkasındaki askerler bile görmüyor. Çok ilginç değil mi?.. Bu saat hikayesini de sadece Mustafa Kemal aktarır.”[4]
1) Ahmet Anapalı, olayın tek şahidinin Mustafa Kemal ve Servet Yurdatapan olduğunu yazıyor, fakat bu -birazdan göreceğiniz gibi- doğru değil. Mustafa Kemal ve Servet Yurdatapan’ın dışında başka tanıklarda var.
2) Anapalı, Servet Yurdatapan’ın “hayat boyu bu konuda tek kelime etmediğini” yazıyor. Oysa bu da -birazdan göreceğiniz gibi- doğru değil.
3) Olayın tek şahidinin Mustafa Kemal ve Servet Yurdatapan olduğunu ve Yurdatapan’ın olay ile ilgili hiçbir şey söylemediğini belirten Anapalı, “yani tek şahidimiz paşanın yine kendisi. Ama bu konuda en ufak bir belge ya da görgü şahidi yoktur.” diyerek, hem yanlış bilgi veriyor, hem de -Yavuz Bahadıroğlu gibi- Mustafa Kemalʼin kendi anlatımını “delil” olarak saymıyor.
Anapalı, “ama bu konuda en ufak bir belge ya da görgü şahidi yoktur… Bu saat hikayesini de sadece Mustafa Kemal aktarır.” diyerek kesin yargıda bulunuyor.
Bu konuda en ufak bir görgü şahidi varmıymış, yokmuymuş, olayı sadece Mustafa Kemal mi aktarmış, yoksa başka tanıklar da varmıymış görelim.
Mustafa Kemal’in göğsüne çarpan şarapnel olayına tanık olanların yazdıklarını aktarıyorum:
O sırada 64. Alay Komutanı olan Servet Yurdatapan:
“Süngü hücumu esnasında Conkbayırı Tepesinde Atatürk’ün yanında idim. Düşmanın şiddetli topçu ateşi başladıktan biraz sonra Atatürk’ün elini birden göğsüne götürdüğünü gördüm. Heyecanımı sezen o metin asker, parmağını ağzına götürerek ve başını, kaşlarını yukarıya kaldırarak bana sükut ve sükun işaret etti.”[5]
Ahmet Anapalıʼya göre, Servet Bey bu konu ile ilgili öyle susmuş ki hayat boyu bu konuda tek kelime etmemişmiş.
Oysa Servet Yurdatapan, tanık olduğu bu olayla ilgili konuşmuştur. Susmuş ya da tek kelime etmemiş değildir.
Demek ki neymiş, bu kadar kesin konuşmamak gerekiyormuş.
Devam edelim…
O sırada 24. Alay Komutanı olan Nuri Conker:
“10 Ağustos (1915) günü, Atatürk, muharebeyi Conkbayırı tepesinin hemen gerisinde bulunan 8. Fırka karargâhından takip ve idare ediyordu… 8. Fırka karargâhının bulunduğu yerde, yıkık bir topçu gözetleme yeri vardı. Bu gözetleme yeri, şöyle böyle bir sığınak teşkil ediyordu ama Atatürk ile maiyeti erkânından kimsenin oraya girmek aklına bile gelmiyordu. Halbuki o mevzi şiddetli bir topçu ateşine mâruzdu… Bu arada, bir şarapnel misketi Atatürk’ün göğsünün sağ tarafına isabet ederek küçük bir delik açmıştı. Yanında bulunan emir zabiti süvari mülazimi Saim, bir emir telakki ederken bu küçük deliği görmüş; kumandanına:
– Vuruldunuz efendim, demişti.
Genç zabit, o vakit şu cevabı almıştı:
– Sus. Benim yaralandığım duyulursa kuvve-i maneviyenin bozulması ihtimali vardır.
Atatürk, göğsüne kuvvetle bir şeyin çarptığını duymuş, vücuduna bir kurşun veya şarapnel misketi isabet ettiğini anlamış fakat genç süvari mülazimine söylediği düşünceyle askerlerini şevkini bozmamak için aldırmamıştı. Biraz sonra, saatine bakmak istediği zaman, şarapnel misketinin saatine isabet ederek parçaladığını görmüştü. Mülazım Saim, kumandanın saati parçalandığını görünce, hemen kendi bilek saatini çıkarıp Atatürk’e takdim etmişti.”[6]
O sırada Mustafa Kemal’in emir subayı olan Sami Yanardağ:
“Conkbayırı Muharebesi başlarken Mustafa Kemal ve yanında Kurmay Başkanı Binbaşı İzzettin (Çalışlar) Bey, yaveri Yüzbaşı Cevat Abbas (Gürer) Bey, iki de emir subayı olarak benimle Zeki (Doğan) vardı. Bir mermi geldi, bizi toprağın altına gömdü. Toprağın altından çıktık, ben Mustafa Kemal Bey’in yanına gittim.
– Efendim bir emriniz var mı? dedim.
Çıkardı saatini gösterdi ezilmiş. Bir mermi gelmiş saatine vurmuş. Eğer olmamış olsaydı mermi kalbinden içeri girerdi.
– Efendim benim saati takdim edeyim hem de fosforludur. Gece de görünür, dedim. Bileğimi eline aldı, fosfora baktı.
– Peki, sen şimdi bir keşif vazifesi alsan ne yaparsın? dedi. Birden bire şaşırdım. Böyle bir soru soracağı hatırıma gelmemişti.
– Efendim arkadaşlarımın saati ile idare ederim, dedim.
– Olmaz, dedi. Saati almadı.”[7]
Türk görgü tanıklarının yanı sıra Alman kaynakları da Mustafa Kemal’in yaralandığı ve saatinin parçalandığıyla ilgili bilgi veriyor.
Çanakkale Savaşı’nda 9. Tümen Komutanı olan Hans Kannengiesser, “Mustafa Kemal Bey, Asyaʼdan gelmiş olan 8ʼinci Bölükʼle birlikte hücuma geçti ve bu saldırıya bizzat komuta etti -saati bu dönem sırasında parçalanmıştı- ve en sonunda Conk Bayırıʼnı temizlemekte başarılı oldu” der.[8]
Çanakkale Savaşı’na katılan Alman Yarbay Willmer, 1927ʼde Liman von Sanders’e gönderdiği bir mektupta, “Siz ekselansları da bilindiği üzere Fevzi Bey’den görevi alıp Mustafa Kemal’i 9 Ağustos’ta başlayacak taarruz için görevlendirdiniz. 10 Ağustos’ta Mustafa Kemal, yeni gelen 8. Tümenʼle Conkbayırı’nda -bilindiği üzere saati bir şarapnel parçasıyla paramparça oldu ve bu saati size Çamlıteke’de hediye etti- bir karşı taarruz yaptı ve tekrar Conkbayırı’nı ele geçirdi” diye yazıyor.[9]
Yalçın Küçük, diyor ki:
“Liman von Sanders anılarında, belki unuttuğu ve belki de bu tür olayları çok yaşadığı için, her iki saatten de söz etmiyor.”[10]
Yalçın Küçük, bilmiyor ama Liman von Sanders, 29 Eylül 1922 günlü “The Evening Star” gazetesinde yayınlanan röportajında hem Mustafa Kemal’in göğsüne çarpan şarapnelden hem de saatlerin değiştirilmesinden bahseder.
Liman von Sanders, diyor ki:
“Onunla ilk kez Mart 1915’te karşılaştığımda, Kemal 5. Türk Ordusu’nun komutasındaydı. Daha sonra, İngilizlerin ilk birliklerini karaya çıkarmasının ardından Anafartalar bölgesinde bir kesimin komutasını üstlendi. 9 Ağustos’ta Anzaklara yönelik saldırıyı bizzat yönettiği sırada, kalbinin yakınlarına bir mermi isabet etti; ancak mermi, altın saati sayesinde durdu. İngilizlerin geri çekilmesiyle sonuçlanan muharebenin ardından, bana saati ve merminin açtığı çentiği gösterdi. Ben de ona, kendi saatimi vererek onunkiyle değiştirdim.”[11]

[11] numaralı dipnotta bahsi geçen 29Eylül 1922 günlü gazete sayfası.
Liman von Sanders ile Mustafa Kemal’in saatlerini nasıl değiştirdiklerine tanık olan Anafartalar Müfrezesi Kurmay Başkanı Haydar Mehmet Alganer:
“Çanakkale Harbiʼnde, düşman Arıburnu, Suvla ve sahillerine ikinci karaya çıkarma (ihraç) harekâtını başarmıştı. Anafarta mıntakasının karargâhı Tekketepe’deyiz. Bu mıntakanın Kumandanı Alman Süvari Kaymakam Herr Wilmer, Erkânıharbi o tarihte ben Binbaşı Mehmet idim. Düşmanın yaptığı hazırlıklara nazaran, mıntakamızın sol cenah hududunu teşkil eden Bulgarderesi ile ayrılan Conkbayırı üzerinden cenup istikametinde taarruza geçmek istediği anlaşılıyordu. Anafartalar Grup Kumandanı Miralay Mustafa Kemal Bey bu muhtemel düşman taarruzunu karşılamak üzere Conkbayırındaki kıtaatın başına geçti.
Ağustosun sıcak günlerinden biri. Bizim mıntakamızın Tekketepe Karargâhından telefonla Conkbayırı taarruzunu takip ediyoruz. Cephemizi teşkil eden Mestantepe hattında piyade ve topçu ateşi devam ediyordu. Düşman bu hattan ilerliyemiyor, kendi taarruz kıtalarının sol cenahını muhafaza gayretinde olduğu görülüyor. 5. Ordu Kumandanı Müşir (Mareşal) Liman Von Sanders bizim karargâhımızdan Conkbayır harekâtını takip ediyor. Mustafa Kemal Bey’in taarruzunun muvaffakiyetle inkişaf ettiği haberleri karargâhımızı sevindiriyor.
Akşama doğru Mustafa Kemal Bey, Erkânıharbiye Reisiʼyle birlikte karargahımıza geldi ve Mareşal Liman von Sanders Paşa’ya kendi kumandası altında kendi işaretiyle yapılan piyade süngü hücumu hakkında ayakta Fransızca izahat veriyor, hepimiz büyük merak ve heyecan içinde dinliyoruz. Mustafa Kemal Bey: ‘Bütün cephe üzerinde piyademiz, Conkbayırı’na tırmanmıya çalışan düşmana benim işaretimle süngü hücumuna geçti ve düşmanı denize kadar sürdü. Bu esnada benim göğsüme bir mermi parçası isabet etti. Saatim kırıldı. Bu saat benim canımı kurtardı. Müsaade ederseniz bugünkü muvaffakiyetin hâtırası olarak bu saati size takdim edeyimʼdedi ve kırık saati çıkardı, Liman von Sanders Paşa’ya verdi.
Hepimiz ayaktayız, bu ânde bu ulvi manzaranın şahidi olan bütün bizlerin geçirdiğimiz heyecanı tarif imkânsızdır. Bu heyecan gözlerimizde sevinç ve iftihar yaşları topladı. Liman von Sanders Paşa’nın heyecanından titrediğini, gözlerinin bulandığını gördüm. Yürekten kopan tebrik ve teşekkür hitabeleriyle Mustafa Kemal Bey’in uzattığı saati aldı ve ona karşı kendi altın saatini çıkardı ve: ‘Siz de, benim pek büyük takdir ve tebriklerimin nişanesini ve büyük muvaffakiyetinizin hatırasını yâdettirecek olan şu saatimi kabul etmenizi rica ederimʼ dedi ve saati Mustafa Kemal Beyʼe verdi.
Aradan uzun seneler geçti. Liman von Sanders Paşa, München’de bir evin zemin katında oturuyor. Onun vefatından sonra evine hırsız giriyor, epey eşyası meyanında, bu Türk kahramanlık gününün iftihar madalyası olan kırık saati de çalıyor. Aradan yine bir müddet geçiyor. Harbiye Vekâletimiz bu saatin, Askeri Müzeye konmak üzere, iadesini Sanders Paşa’nın ailesinden talep ediyor ve saatin eşyaları meyanında çalınmış olduğu cevabını alıyor.”[12]
Şimdi soralım:
Hani olayın tek şahidi Mustafa Kemalʼdi?
Hani Servet Yurdatapan hayatı boyunca olay ile ilgili hiçbir şey söylememişti?
Hani bu konuda en ufak bir belge ya da görgü şahidi yoktu?
Hani bu olayı sadece Mustafa Kemal aktarmıştı?
Hani bu olay sadece bir iddiaydı?
Ahmet Anapalı, bir de nasıl kesin yargıda bulunuyordu:
“Ama bu konuda en ufak bir belge ya da görgü şahidi yoktur… Bu saat hikayesini de sadece Mustafa Kemal aktarır.”
Şimdi ne diyeceğini merak etmez misiniz?
KAYNAKLAR:
[1] Yalçın Küçük, Türkiye Üzerine Tezler, 5. Cilt, Tekin Yayınevi, 1. baskı, İstanbul, 1992, sayfa 90-91, dipnot.
[2] Mustafa Kemal, Çanakkale Savaşı’na ait hatıralarını ilk olarak Ruşen Eşref (Ünaydın)’e anlatır. Bu görüşme Mustafa Kemalʼin Akaretler’deki evinde, 24-28 Mart 1918 tarihleri arasında yapılır.
Bu mülakat, aynı yıl “Yeni Mecmua” adlı derginin Çanakkale Zaferi için hazırlanan özel sayısında “Mülakatlar” kısmında “Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal ile Mülakat” başlığı ile yayınlanır.
Ruşen Eşref (Ünaydın), sohbetin 10 Ağustos 1915 Conkbayırı Muharebeleri kısmını şöyle anlatıyor:
“Mustafa Kemal Bey, derhal oradaki kumandanlarla beraber hücum saflarının önüne geçmiş. Askere düşmanın kaçmaya hazırlandığını fakat buna müsaade etmeyeceğimizi söylemiş. ‘Bunun için benim ileriden kırbaç sallayarak vereceğim işaret üzerine hepiniz düşmana atılacaksınızʼ demiş. Beş on adım ileriye yürüdükten sonra işaretini verince zabitan ve efradın tereddütsüz bir aslan savletiyle düşmana saldırdıklarını görmüş. Bu hücumun karşısında düşmanın kâmilen ezildiğini, hiç silah kullanma fırsatına vakit bulamamış olduğunu anlamış.
– Ortalık açıldıktan sonra idi ki, diyor, düşman Conkbayırı’nı gerçekten cehenneme çevirmişti. Denizden, karadan büyük çaplı topların muhtelif cinste mermileri Conkbayırı semasında bitmez tükenmez yıldırımlar vücuda getiriyordu.
Buraya kadar muhaveremizi, sakin bir vaziyette dinleyen Yüzbaşı Cevat Bey, Paşa’nın yaveri, kalın, sertliği hoşa giden bir sesle: ‘Bu şarapnel misketlerinden bir tanesi de Paşa’nın göğsünü okşamıştırʼ dedi.
– Nasıl? dedim.
Paşa tespihi ile oynuyordu. Cevat Bey, parlak çizmelerindeki mahmuzlar şıkırtı yaparak, göğsünün sol tarafındaki nişan kurdeleleri sırası ve ipek kordonu kabara ine şöyle anlatıyordu:
– Evet, sağ tarafta ceketimde bir kurşun yeri gördüm. Yanımda bulunan zabit:
– Efendim vuruldunuz!, dedi. Ben böyle bir söz şüyu bulursa askerimizin kuvve-i maneviyesi üzerinde yapacağı tesiri düşündüm. Elimle zabitin ağzını kapadım, ‘Sus!ʼ dedim.
Cevat Bey devamla:
– Bir şarapnel misketi göğsünün sağ tarafına tamam saatinin bulunduğu cebe isabet etmiştir. Saat parça parça oldu. Fakat o darbe Paşa’nın göğsünde hafif bir leke bırakmaktan başka ileri geçmemiştir, dedi.
– O saat sizin için tarihi bir saattir. Görebilir miyim efendim? dedim.
Paşa:
– O saatin enkazını bu muharebeden sonra Liman Paşa Hazretleri hatıra olarak aldılar. Bana da kendilerinin aile asalet armasını havi bulunan saatlerini verdiler.
Cevat Bey saati gösterdi. Omega markalı siyah bir saat. Arkasında bir taç ve L.Z. markaları. Paşa’nın kırılan saati Mekteb-i Harbiye’den beri sakladığı Omega markalı kuvvetlice bir talebe saati imiş. Cevat Bey, Zenith markalı bir bilezik saati de gösterdi ki onu Mustafa Kemal Paşa’ya o kurşun değdiği esnada yanında bulunan genç mülazım vermiş.” (Ruşen Eşref, Anafartalar Kumanı Mustafa Kemal ile Mülakat, Hamit Matbaası, İstanbul, 1930, sayfa 74-76.)
Mustafa Kemal, “Anafartalar Muharebatına Ait Tarihçe” adlı kitabında Conkbayırı’nda 10 Ağustos 1915 günü yaşanan çatışmaları anlattığı bölümde, “Endişe yaratan bir an” altbaşlığıyla, saatin parçalanmasını ve yaralanmasını şöyle anlatıyor:
“Gecenin karanlık perdesi tamamen kalkmıştı. Artık hücum anıydı. Saatime baktım. Dört buçuğa geliyordu. Birkaç dakika sonra ortalık tamamen ağaracak ve düşman askerlerimizi görebilecekti.
Düşmanın piyade ve mitralyöz ateşi başlar, kara ve deniz toplarının mermileri bu sıkı düzende duran askerimiz üzerinde bir defa patlarsa, hücumun imkânsızlığına şüphe etmiyordum. Hemen ileri koştum. Tümen Komutanına rastladım. O ve her ikimizin refakatinde bulunanlarla hücum safının (mevzinin) önüne geçtik. Çok seri ve kısa bir teftiş yaptım. Önünden geçerek yüksek sesle askerlere selam verdim.
Dedim ki: ‘Askerler! Karşımızdaki düşmanı mağlûp edeceğimize hiç şüphe yoktur. Fakat siz acele etmeyin. Önce ben ileri gideyim. Siz, ben kırbacımla işaret verdiğim zaman hep birden atılırsınız!ʼ
Komutan ve subaylara da askerlerin dikkatini işaretime çekmelerini emrettim. Ondan sonra hücum safının önünde bir yere kadar ileri gidildi ve oradan kırbacımı havava kaldırarak hücum işaretini verdim.
Bütün askerler, subaylar, artık her şeyi unutmuşlar, bakışlarını, kalplerini, verilecek işarete yönelmiş bulunduruyorlardı. Süngüleri ve bir ayakları ileri uzatılmış olan askerlerimiz ve onların önünde, tabancaları, kılıçları ellerinde subaylarımız kırbacımın aşağı inmesiyle demirden bir kitle hâlinde aslanca bir hücumla ileri atıldılar. Bir saniye sonra düşman siperleri içinde göğe yükselen sesten başka bir şey duyulmuyordu! ‘Allah Allah Allah!..ʼ
Düşman silah kullanmaya zaman bulamadı. Boğaz boğaza kahramanca mücadele sonucunda ilk hatta bulunan düşman tamamen imha edildi. Dört saat mücadeleden sonra 23’üncü ve 24’üncü Alaylarımız Conkbayırı’nı tamamen düşmandan temizlemiş ve 28’inci Alay da Şahinsırt’ın en yüksek sırtını aldıktan sonra Sarıtarla, Ağıl üzerine batıya taarruz ettiler. Alaylar önüne çıkan düşman birliklerini mağlûp ederek bozguna uğratıyordu.
28’inci Alayın bir kısmı Şahinsırt’ın boyun noktasında yerleştirilmiş olan düşman mitralyözlerinin tesirli ateşinden dolayı daha ileri gidememişti. Conkbayırı Tepesi askerlerimizin eline geçtikten sonra düşman karadan ve denizden yönelttiği seri ve yoğun topçu ateşiyle Conkbayırı’nı cehenneme çevirmişti.
Semadan şarapnel, demir parçaları yağmuru yağıyordu. Büyük çaplı deniz toplarının tam isabetli daneleri yerin içine girdikten sonra patlıyor, yanımızda, kenarımızda büyük lağımlar açıyordu. Bütün Conkbayırı yoğun duman ve ateş içinde kaldı. Herkes kaderine razı olmuş, akıbetini bekliyordu. Etrafımız şehit ve yaralılarla doldu.
Muharebe meydanındaki durumu izlerken bir şarapnel parçası göğsümün sağ tarafına çarptı. Cebimde bulunan saati parça parça etti. Vücuduma giremedi. Yalnız derince bir kan lekesi bıraktı. Bu parçalanmış saati daha sonra, bugünün hatırası olmak üzere, Liman Paşa’ya verdim. O da aile asalet armasını taşıyan kendi saatini bana verdi.” (Mustafa Kemal, Anafartalar Muharebelerine Ait Tarihçe, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları, Ankara, 2011, sayfa 39-41.)
[3] Yavuz Bahadıroğlu, “Atatürk’e “Müşir” rütbesi ve “Gazi” unvanı niçin verildi?”, Yeni Akit, 25 Şubat 2015.
[4] Ahmet Anapalı, “Sahi Çanakkale’de Atatürk’ün Hayatını Kurtaran Saat Nerede?”, m.haber7.com, 20 Mart 2017.
[5] Cemil Conk, Çanakkale Conkbayırı Savaşları, Erkânıharbiyei Umumiye Riyaseti Harb Tarihi Dairesi Yayınları, Ankara, 1959, sayfa 68, 69; Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam / Mustafa Kemal, Cilt 1, Remzi Kitabevi, 47. baskı, İstanbul, 2020, sayfa 232, 233.
[6] Abidin Daver, “Nuri Conker ve Conkbayırı Muharebeleri: 5”, Cumhuriyet, 23 İkinci kanun (Ocak) 1937, sayfa 8.
[7] Serkan Özmen, Atatürk’ün Yaverleri, Afyonkocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Afyonkarahisar, 2011, sayfa 146, 147.
[8] Hans Kannengıesser Pasha, Çanakkale Cehenneminde 500 Alman, (Çeviren: Ege Çınar Arcan), Arcan Prodüksiyon, İstanbul, 2010, sayfa 213.
[9] Sezen Kılıç, “Liman von Sanders’in Çanakkale Savaşları İle İlgili Bazı İddiaları”, Akademik Bakış, Cilt 7, Sayı 14, Yaz 2014, sayfa 19.
[10] Yalçın Küçük, Türkiye Üzerine Tezler, 5. Cilt, Tekin Yayınevi, 1. baskı, İstanbul, 1992, sayfa 91, dipnot.
[11] İngilizce aslı: “When I first met him in March. 1915. Kemal was in command of the 5th Turkish Army. Later he commanded a sector in the Anaforta region after the British had landed the first troops there. On August 9 Kemal himself led the attack on the Anzacs, when a bullet hit him near the heart but was stopped by his gold watch. After the battle, which resulted in a British retreat, he showed me the watch with the dent which the bullet had made. I gave him my own in exchange for it.” (George Wıtte, “Handsome Kemal, Good Soldier, Loser in Battle for Love”, The Evening Star (Washington, D.C.), 29 September 1922, page 4.)
Liman von Sanders, Mustafa Kemal’in 9 Ağustos’ta yaralandığını ve saatinin parçalandığını yazıyor. Oysa bu tarih 9 değil, 10 Ağustos’tur.
[12] Cemil Conk, Çanakkale Conkbayırı Savaşları, Erkânıharbiyei Umumiye Riyaseti Harb Tarihi Dairesi Yayınları, Ankara, 1959, sayfa 69, 70. Metin kısaltılmış şekilde şu kaynakta da geçiyor; Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam / Mustafa Kemal, Cilt 1, Remzi Kitabevi, 47. baskı, İstanbul, 2020, sayfa 233.
Volkan Aksoy
Bir Cevap Yazın